Eskiden plakçılara giderdik, sonra kasetçilere düştü yolumuz. Plaktan korsan kaset yaptırırdık kendimize. Sonra mükemmel sese sahip olduğu söylenen dijital müziğin büyük dedesi CD’ler çıktı karşımıza. Bunların da korsanları çıkınca çok şaşırdık ama hoşumuza da gitmedi değil. Üç kuruş korsan parası verip onlarca şarkı dinlemek. Sonra korsan müzik siteleri çıktı. Ve hepsinin köküne kibrit suyunu hukuk döktü. Hayır şaka streaming müzik hizmetleri yaptı bunu.

Eğer bir şarkıyı arada bir reklam dinleme pahasına bedavaya dinleyebiliyorsanız, veya ayda eskiden bir CD’ye verdiğiniz para kadar para verip tamamen ücretsiz dinliyorsanız neden korsan müziğin peşinden koşasınız ki? Eskinin en azılı korsanları bile bu işten çıktı.

Apple Music, Google, SoundCloud, Spotify… Bu uygulamalar sayesinde müziğe doyduk. Doyduk da peki bu müziği bize getirenler ne yaptı? Bunları biraz incelemekte fayda var:

  • Şarkıcılar şarkılarının dinlenme süresi kadar değil, indirilme sayısı kadar para kazanıyor.
  • Uzun bir şarkıdan kazandığınız parayla 30 saniyelik bir şarkıcıktan kazandığınız para aynı. Böyle olunca şarkıcılar şarkılarının sayısını artırıp boylarını kısaltma yoluna gittiler.
  • ABD’deki TOP 100 listelerinde onlarca yıldır ilk kez 3 dakikanın altında şarkılar kendini göstermeye başladı.
  • Şarkıcıların albümlerindeki ortalama şarkı sayısı 7-12 iken bu sayı 15’in üstüne çıktı.
  • Albümünde 15’in üstünde şarkısı olanların bu şarkılarının yüzde 60’ından fazlası 3 dakikanın altında

Teknoloji ve onun getirdiği ekosistem para kazanmaya çalışıyor ve bunu yapmak için paranın onları zorladığı yönlere doğru gidiyorlar. Şimdilik üç dakikanın altında olan şarkıların önümüzdeki yıllarda 2 dakikanın altına inmeyeceğini kim garanti edebilir?

Peki bu trend TV dizilerine yansırsa ne olur?

Paylaş